Arif Tekin Makaleleri 2


Arif Tekin Makaleleri 2

Kur’an’ın Kaynağına Işık Tutacak Önemli Bilgiler


İlkönce kısa bir açıklama yapmak isterim.Bugüne kadar Kur’an, benim tarzımda/ bilinmeyen yönleriyle ele alınmadığı için, konuları ele alış biçimim, onlara yaklaşımım okuyuculara sıkıcı/hatta sert gelebilir..Ama şu bilinmeli ki, kim neye inanırsa inansın ben inanç özgürlüğünü savunan bir insanım, sade vatandaşla asla uğraşamak gibi bir düşüncem olamaz. Bireyin kafasını karıştırmak gibi bir yanlışın içine düşmem. Bu tartışılabilir belki;şu an bunun üzerinde durmuyorum.


Amacım, alanımla ilgili geleceğe ve insanlığa bir hizmet vermektir.Bu konuda kendimi vicdanen sorumlu hissediyorum. Daha net bir ifadeyle, insanların kafalarını tabulardan temizlemek, onları sorumluluğa davet etmek ve yeryüzünde hakimiyetin ancak insanoğlunun elinde olduğunu, bunun dışında zembille hiçbir sistemin ne bir yerlerden geldiğini, ne de gelmesinin muhtemel olduğunu anlatmaktır..

Bilindiği gibi Kur’an’ın kaynakları hakkında daha önce özel bir kitap yazdım: Kur’an’ın Kökeni adında. Bu kaynağımda bazı temel bilgiler verdikten sonra ağırlıklı olarak Halife Ömer’in Hz. Muhammed’i ne kadar yönlendirdiğini ve önerilerinin nasıl ayetlerle şekillendiğini ve Medine döneminde de Hz. Muhammed çokeşlilik hayatına başlayınca, bir ihyiyaçtan dolayı/ o gencecik hanımlarını kontrol altında tutabilmek için ne kadar ayet oluştırduğunu yazmıştım(özellikle Ahzab suresinin çoğu ayetleri ve Tahrim suresinin de ilk 5 ayeti gibi.)..
Tabi ki Kur’an’ı ortaya çıkaran etkenler ve kökenler çoktur: O kaynağımda yazdıklarım sadece bir nümune ve okuyucular için birer ipucları..
Bu yazımda Kur’an’ın kökenine ışık tutacak ve hele hele islam literatöründe çok sağlam diye bilinen İslami eserlerden derleyerek yeni bir ipucu vereceğim..
Bu konu, birçok tefsir, hadis ve tabakat kitaplarında işlenmiştir, bu kaynalardan birkaçını dipnot olarak zaten vereceğim.

A-)Hz.Muhammed henüz 35 yaşındayken ve daha peygamberlik fikri ortalıkta yokken, Mekke’deki Ka’be tamir edilir ve o sırada Süryanice yazılmış bir kitap Ka’be’nin temelinden ortaya çıkar...Hatta bu tamirat sırasında Ka’be’nin temelinden bir de altın-gümüş hazineleri çıkar ve talan edilir.. Bu arada çalanlardan ‘Düveyk adında biri yakalanıp eli de kesilir..
[1]..

Kur’an’ın kökenine ışık tutacak bilgiler olduğundan ve insanlar, ‘İşte Muhammed, kendi bilgilerini benzer kaynaklardan alıyor’ demesinler diye, bu ele geçen kitabın içeriği hakkında(birkaç madde dışında) fazla bir bilgi yok islami kaynaklarda. O zaman bu konuya sansör konduğu belli...Ama şu not çok önemli. O çıkan kitabı okuyan kişi diyor ki, ‘Bu belgede yazılanları size tam okusam, ola ki başıma bir şeyler gelir’ Bu açıklama, Askalani,’El- İsabe fi temyizi s’Sahabe’ adlı yapıtında Esved bin Abd’dan aktarmaktadır..
Tabi ki Ka’be tamir edilirken Hz. Muhammed de o sıralarda bir işçi olarak Ka’be işinde çalışıyordu ve bir ara amcası Abbas kendisine, dikkat et, aman sana bir şey olmasın diye onu uyardığı halde, yine bir ara ayağı kayıyor ve kendisi yere düşüp bayılıyor. Bu hadis, en başta Buhari’de geçmektedir. Hadisi Cabir aktarıyor
[2] ..

B-)Hatta Medine’ye geçince ilk yıllarda Zeyd bin Sabit’e şunu diyor: “Bana Süryanice yazılar gelir. Ben, yahudilerin sırlarımı bilmelerini istemiyorum. Onun için sen gel de bu Süryanice’yi öğren bana lazımsın’ diyor ve Zeyd, ‘Çok kısa zamanda, 2 hafta içinde ben bu dili öğrendim: Hem gelen mektupları okuyabiliyordum, hem de sahiplerine yanıt verebiliyordum’ diyor
[3]. Burada islami kaynaklarda deniliyor ki, Zeyd bu Süryanice dili medreselerde öğrendi. Peki hangi Süryanice medreselerinde öğrendi diye sorulmaz mı? Kaldı ki, bir insanın yabancı bir dili 2 hafta gibi kısa bir zaman dilimi içinde öğrenmesi ve hele hele diplomatik düzeyde gelen yazılara yanıt vermesi ne kadar gerçekçidir bu da dikkatlerden kaçmamalıdır!...


Şu da var ki, o zaman yahudiler Tevrat’ı okur arapça olarak müslümanlara anlatırdı..Yani olaylar o kadar içiçeydi ki, birbirlerinden etkilenmek, yararlanmak çok kolaydı. Bu, zaten Diyantçe terceme edilen Tecrid-i Sarih’te de anlatılıyor
[4] Şunu da belirteyim ki, o zaman ortadoğu kültür ve inançları o coğrafyalarda içiçe girmişti, hatta Hz. Muhammed Medine’ye gitmeyene kadar Medine halkı iki bayrama inanır, onları kutlardı. Bunların adları da her yıl 21 Mart’ta kutlanan ‘Newroz’ bayramıyla yine o zaman Mezopotamya’da her yıl 22 Eylül’de kutlanan ‘Mihrican/Mihriban’ bayramı vardı ve bunu, Medineliler de kutlardı, oralara kadar yayılmıştı..Hz. Muhammed Medine’ye geçince bu iki bayramıi yasaklar, yerlerine de Ramazan ve Kurban bayramlarını meşru kılar..Bu bilgiler, sağlam diye bilinen İalami kaynaklarda anlatılmaktadır[5]

Zeyd’le ilgili şu ömeli notu da yazmakta yarar var: Muhammed Medine’ye gelince halk onu karşılamaya gider ve o zaman yanlarında 11 yaşında olan Zeyd de var. İslami kaynaklarda, Zeyd’in kendisi, ‘Ben o zaman 11 yaşındaydım’ diye bilgi var
[6]...Karşılamaya gelenler o sırada Muhammed’e, ’Bu çocuk/yani Zeyd sana gelen Kur’an surelerinden 17’sini bilir’ derler ve aynı anda orada o surelerden bir kısmını Muhammed’e okur. Muhammed bunu görünce hayretler içinde kalır[7] ve burada artık Zeyd’i göze alır. Zeyd burada puan alır ve geleceğinin parlaklığı, burada temelini atar..Tabi ki yahudi dili İbranice o zaman halk arasında vardı ve yaygındı..Hatta Ebu Hüreyre diyor ki, yahudiler Tevrat’ı kendi dilleriyle okur arapçaya terceme ederdi..Aynı zamanda Hatice’nin amca oğlu Varaka, İncil’i İbranice olarak yazardı diye geçiyor saglam islami kaynaklarda..[8] Yani hem Tevrat, hem de İncil’den o zaman kolay yararlanılabilirdi, bu konuda yazılı belgeler hazırdı..


Aslında burada da gözden kaçan bir durum var. O da şu: Muhammed Mekke’den yeni gelmiş ve onu karşılamaya gidenlerden bir çocuk Kur’an’da geçen surelerden 17’sini okur. Peki Zeyd bu yaşta ve üstelik bir yahudi ailenin çocuğu iken bunları kimden öğrenmişti! Bana göre Zeyd’in okuduğu ayetler, Kur’an’da anlatılan ve kökleri İsrailoğulları peygamberlerine dayanan Musa, Yakup, oğulları Yusuf ve Bünyamin gibi, İbrahim ve oğulları İsmail-İshak gibi efsaneleri anlatan ve Zeyd’in yahudilerden öğrendiği benzer olaylarmış; ama islami kesim bunu Kur’an ayetleri saymış, bu da gözden kaçmamalıı..Çünkü işaretler bunu gösteriyor. 11 yaşındaki bir çocuk ve henüz coğrafyasına yerleşmeyen bir dinin kitabından 17 sure gibi büyük meblağı okuyup öğrenmesi düşünülemez. Kaldı ki Zeyd, sanıldığı gibi sicili temiz bir insan da değildi..Daha önce bir yazımda
[9] belirttiğim gibi, Kur’an’ı bir araya getiren heyete başkanlık eden bu Zeyd öldüğünde, kendisinden kalan malı varisleri tarafından paylaşılınca, o altın külçeler öylesine çoktu ki, keserle kesilip dağıtılıyordu.Bu altın ve gümüşlerden başka, onun bıraktığı çiftlikler ve malların değeri, bugünkü parayla milyarları aşıyordu..Bunlar İslami kaynaklarda anlatılmaktadır. Ama bu mal nerden geldi, bunu kimse irdelemiyor! Hep ganimet, çapılculuk,talan gibi yollarla sağlandı; yoksa onlar o devirde herhalde teknoloji asrını yaşamıyorlardı! Hele hele islamcı yazar Ali Bulaç gibi bunları öylesine olumlu bir şekilde anlatmış ki, nerdeyse bundan mucize ortaya çıkarmış gibi [10]


Bana göre önceki olayla(Ka’be’nin temelinden çıkan Süryanice belgeyle) Zeyd’in bu dili öğrenmesi olayı arasında bir bağ vardır. Yani Muhammed, bu gibi gizli belgeleri çözmek, onlardan yararlanmak için Zeyd’e, ’Bu dili öğren ‘ diye görev vermiştir. Yoksa o günlerde hangi devlet Süryanice konuşurdu ki, bu dilde Muhammed’le mektuplaşma olsun! Varsa böyle Süryanice gelen mektuplar, neden islami kaynaklarda işlenmemiştir! Şunu da hatırlatmakta yarar var ki, Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye geçtiği sırada o zaman adı geçen Zeyd bin Sabit henüz 11 yaşında yahudi bir ailenin çocuğuydu ve bu Süryanice yazıyı öğrenme tarihi de Medine döneminin 4. yılına denk geliyor ki, o zaman Zeyd daha 15 yaşlarında bir çocuk... İşin daha ilginç yanı, zamanla Kur’an bir araya getirildiğnde, Hz. Ali gibileri varken onlar değil de, bu yahudi asıllı Zeyd bin Sabit, Kur’an’ı bir araya getiren komisyonun başkanı olur..Halbuki Kur’an’ın 114 suersinden yaklaşık 90’ı, başka bir değimle nerdenyse hemen hemen tümü Mekke’de oluşmuştu ve o zaman henüz Zeyd yoktu/dünyaya bile gelmemişti ve Hz. Ali de Mekke’de o zaman vahiy katibiydi/yani Kur’an’ı yazıyordu. Peki Zeyd Mekke’de oluşan o 90’a yakın sureleri Hz. Ali’den daha mı iyi bilirdi acaba, veya Hz. Ali’den daha mı güvenilir bir kişiydi! Ama Hz. Ali, Kur’an’ı bir araya getiren komisyonun bir pasif bir üyesi bile olmadı ve Hz. Ali, Kur’an’nın toplanmasıyla ilgili bu olumsuz olup bitenlere karşı, evinden çıkmamayı ve bu şekilde durumu protesto etmeyi yeğledi.

Yanlış anlaşılmasın! Hz. Ali herkesçe bilindiği için ben onu burada örnek olarak gösterdim; yoksa onun gibi Kur’an’ı bilen birçok Mekkeli vardı. Mesela Abdullah bin Mesut gibi. Ama onlara da komisyonda yer verilmedi..

Burada şu soruyu sormak lazım: Yemenli Ebrehe Ka’be’yi yıkmaya gelirken, tanrı onu yok etmek için Ebabil kuşlarını gönderip(Kur’an’dan fil suresine göre) onu ve ordusunu yerle bir ettiğini söylüyor kendi Kur’an’ında. Peki Ka’be Muhammed dönemine kadar başta ‘Lat, Uzza ve Menat’( Necm suresi, 19-20. ayetler) tanrıçalar olmak üzere yüzlerce putla dolmuşken neden tanrı bunu önlemedi, neden onu putperstlik merkezi haline getirilmesine rıza gösterdi. Bir de bu altın hazineleri ve Süryanice yazılan kitap Ka’be’ye sokulurken neden tanrı önlem almadı ve bunlar acaba kimler tarafından oraya sokulup gömüldü!! Hatta islami kaynaklarda daha ağır şeyler oluyordu Ka’be içinde. Onları buraya almayı uygun görmüyorum. Bu konuda ayrıca Erol Sever’in hazırladığı bir kitabı var, ki Ka’be daha önce farklı bir mabetti; ancak daha sonra bugünkü Ka’be statüsüne zorla geçti diye anlatıyor.Ben bu yazımda benzer detaylara girmiyorum..

C-)Az önceki belgeye paralel olarak(ki Ka’be’nin temelinden çıkan Süryanice yazılar) Kur’an’ın oluşmasına ışık tutacak farklı bir olay daha vereyim: Birgün Hz. Ömer bir yahudiyle karşılaşır. Adamın yanında yazılı bir kitap var ve Ömer o adamı oturtur.. Adam, şimdiki biçimiyle Kur’an’da yazılı olan Yusuf suresinin ilk 3 ayetini aynen okur. Ki daha önce de bunları Muhammed’den duymamıştı, eskilerden kalma, daha önce yazılmış kitaptan okuyordu.. Ömer orada adama,’ Sen bunları Daniel peygamberin kitabından mı aldın!
[11]


Sen 3 ayet okudun al sana 3 kırbaç/tokat ‘diyor ve adamı dövüyor. Bir de ona, ‘Eger sen bunları başka yerde okursan, senin canına okurum’ diyor ve o kitaptan bir nusha alıp dogruca Muhammed’in yanına vararak ona şöyle diyor: Ben bu kitabı Benikureyza yahudilerinden bir arkadaşımdan kopyalayıp getirdim. Bunun içinde önemli bilgiler var, bunlardan istifade edelim diye getirdim’. Ömer zannediyordu ki, Muhammed’e bunları anlatırsa Muhammed’in kendisi sevinir; ama tam tersine Muhammed’in yüzü kıpkırmızı olur ve üstelik Ömer’e kızar. Ordakilerin hepsi Muhammed’in yüz ifadesinden, Ömer’in kendisine anlattığı bu olaydan dolayı kendisinin çok bozulduğunu ve kızdığını farkeder ve bunu kendi aralarında konuşurlar..Hatta buna karşı Muhammed şöyle bir konuşma yapar: ‘Ben sizin peygamerinizim siz de benim ümmetimsiniz. Şunu bilin ki, eger şu an Hz. Musa sağ olsaydı o da beni peygamber olarak kabul ederdi..Kim onu bana tercih ederse, yanlış yoldadır’ der. Bu arada Ömer korkudan ,’Vallahi benim rabbim Allah, peygamberim Muhammed ve dinim de İslamdır’ der. Hz. Ömer’in bu olayı, birçok islami kaynaklarda ve özellikle de Kur’an’ın önemli/meşhur tefsirlerinde işlenmiştir. Yusuf surresi 3. ayet ve Al-i İmran suresi 82. ayetinde bu konular çok detaylıca işlenmiştir. Bu kaynaklardan bir kısmını aşağıya alıyorum.
[12].

Bellidir ki, Muhammed’in kızmasının önemli bir nedeni vardı: Millet bilmesin ki o eski yazılar oratalıkta var ve Muhammed onlardan yararlanıp böyle bir kitap hazırlar diye.Tepkisinden gaye, o eski belgelerin izini yok edip, kendi projesini sanki yeni var eder gibi topluma kabul ettirmeğe niyetlenmek..Bu konu, kitap haline getirmek kadar zengin bir konu aslında: Hatice’den, Varaka’dan, Ka’be’nin temelinden çıkan belgelerden, rahip Bahira ve rahip Nastura’dan, yahudi kaynaklardan, Hilf’ül Fudul/Hilfü’s-Salah gibi insan hakları teşkilatlarından öğrendiği bilgilerden, Selmani Farisi’den,Cebr-i Rumi’den vs... kalma eserler vardı onun elinde.


Bu başlık altında sunulan bilgiler, aşağıda dipnot olarak verdiğim kaynaklarda ve daha isimlerini buraya almadığım birçok islami kaynaklarda anlatılmaktadır...
[13]



[1]İbni Hişam, Siyer, Bina’ül Kabe kısmında. İbni Esir de, El-Bidaye ve Nihaye adlı eseri’Kureyşin Ka’be’yi yeniden inşa etmesi kısmında..Ezraki, Ahbari Mekke adlı eseri s. 93’te, Kelai de ‘El-iktifa....’ adlı yapıtında bunları anlatmaktadırlar...

[2]Buhari, Menakıb, Bünyan’ül Ka’be..

[3]- İbni Sad,Tabakat, 2/430, Hindi, Kenz, no: 37057-37060’a kadar, Ebu Davud, Sünen. İlim-1.bab.

[4]- Tecrid-i Sarih, Diyanet tercemesi no: 1679

[5]- Diyanet’in tercemesi tecrid-i Sarih no: 513’ün şerhi, cilt 3/ 157. Ebu Davud’un türkçe tercemesi 1/675. Burada hem Newroz, hem de Mihrican isimleri var..Prof İbrahim canan, Kütüb-i Sitte tercemesi 13/133..

[6]- Kenz’ül Ummal. No: 37055 hadis.

[7]-Kenz’ül Ummal, no: 37056 hadis

[8] -Buhari, Bed’ül Halk,,Hz. Ayşe’den rivayetle..Mişkat’ül Mesabih, no: 155

[9]- Sümerlerden İslama Kutsal kitaplar ve dinler, s. 23

[10]-Bütün Yönleriyle Asr-i Saadette İslam, 2/66 Ali Bulaç Kaleminden.


[11] Bilindiği gibi Daniel ismi Tevrat’ta geçiyor s. 840-855 ve orada ona ayrıca 15 sayfalık da yer verilmiş, İsrailoğullarından önemli bir isim ve Babil kralı Nabukanetsar Küdüs’ü ele geçirip yahudileri Babil’e sürünce, o da içlerinde vardır ve o sürgün hayatında Mezopotamya’ya yerleşen Zerdüşt inançlarını öğrenip Yahudi kültürünün değişimi noktasında önemli katkısı olan bir isim)


[12]-a-)İbni Kesir, kendi tersirinde, Yusuf 3 ve Al-i İmran 82. ayetlerin tefsirlerinde.Yine aynı yazar, başka bir kitabı olan ‘El-Bidaye ve Nihaye’de’ Kitab-ü sireti Nebi bölümünde bunları anlatıyor.. .
b-)İmam Suyuti, kendi tefsiri ‘Dürrü’l Mensur’da’ yine Yusuf suresi 3 ile Al-i İmran suresi 82.ayetlerin açıklama kısmında.
c-)Bilindiği gibi bir mezhep lideri olan Ahmet b. Hanbel bunu, hadisü Abdillah bin Sabit kısmında almış.
d-) Halebi, insan’ül Uyun, Muhammed’in peygamberliğinin genel olduğu kısmında.
e-) Heysemi, Mecmeü Zevaid adlı yapıtı, no: 805’ten 810’a kadar olan hadislerde almış bunları
f-)Ayrıca Hz. Ömer’in bir yahudiden alıp Muhammed’e getirdiği bu yazıyla ilgili çok detaylı açıklamalar ve kaynaklar, Dr. Muhammed b. Abdullah el-Mes’ari’nin kaleme aldığı ‘Kitabu Muhasebet-il hükkam” adlı .eserinde geçmektedir.Tabi ki bu kaynakların hepsi arapçadır.


[13] A-)İbni Hişam(H.218.ö), İbni İshak’tan(H.151. ö) alıntı yaparak kendi siyer kitabı ’Ka’be’yi işa’ kısmında..
B-)Halebi, ’İnsan’ül Uyun’ adlı eseri, hem Hz. Muhammed’in nesebi, hem de Kureyş’in Ka’be’yi inşa etmesi kısmında..
C-)İmam Suyuti(H. 911. ö), ’el-Dürrü’l Mensur’ adlı çok kapsamlı tefsiri, Yusuf suresi 3 ve Al-i İmran suresi 82. ayetlerin açıklama kısmında.
D-)İbni Kesir(h.774.ö.H)de, hem kendi tefsir kitabı Yusuf suresi 3. ayet ile Al-i İmran suresi 82. ayette ele almış. Ayrıca
el-Bidaye ve Nihaye adlı eseri, ’Kitabü Sireti Nebi’ kısmında..
E-)İmam Ezraki(244.ölmüş.H), ’Ahbarü Mekke’ adlı yapıtı s. 93’te..

F-)İmam Kelai (634 h.ö)de, ‘El-İktifaü bima tedemmenehü..’ adlı eserinde..
G-)Abdurrazzak(211ö. H) da ‘Musannaf’ adlı 11 ciltlik kaynağı no: 10163 nolu hadisten 10165’e kadarki hadislerde.
H-)-Heysemi(807.ö.h), ‘Mecmeü zevaid’ isimli yapıtı no: 805’ten 810’a kadar olan hadislerde..
I-)Dr. Muhammed Abdullah Mes’ari, ‘Kitabü muhasebet-il Hükkam’ adlı eserinde bu konuda çok kaynak verir..
Mesela; İbni Ebi Şeybe(h.235.ö), Darekutni(385h.ö), Darimi(h.255.ö) ve daha birçok islami yazarın isimlerini verir.
J-)Ebu Davud(275.h.ö), İlim-1.
K-)İbn-il Esir(606.h.ö), Üsd, no: 1824...
L-)İmam Askalani de(h.852.ö) Buhari’nin şerhi olan ’Feth’ül Bari’de..
M-)Hindi,(ö.807.h)’Kenz’ül Umma


Hz. İsa Bir Peygamber mi Yoksa Bir Filozof mu?

2000 Yıl önce Hz. İsa "Asıl iş bitirici insanın kendisidir" diyerek mitolojik inançların zararlı olduğunu belirtirken, bu yeni düşüncesi nedeniyle çarmıha gerilmek suretiyle ağır şekilde infaz edildi. Hz.İsa’nın bu gerçek düşüncesi süreç içinde kamuoyuna duyurulmamıştır / tanıtılmamıştır/ daha doğrusu, İsa’dan sonra hem Hiristıyanlar hem Kur’an’ın lideri Hz. Muhammed tarafından farklı bir İsa tanıtılmıştır. Yani, ahlâki devrim peşinde olan, çok hümaniter biri, aynı zamanda da bir peygamber ve Allah’ın oğlu olarak tanıtılmış o... Hümaniter bir insan olduğunda şüphe yok ancak, " İsa neden Allah’ın oğludur ve buna neden gerek duyulmuştur?" sorusu üzerinde bugüne kadar bir yoğunlaşma olmamıştır. Hz. İsa’yla ilgili yeni tartışmalara yol açacak (tabi ki üzerinde durulursa) bir konuyu gündeme getirmek isterim.

Tespitimle ilgili olarak 4 İncil'de de net bilgiler mevcut; az sonra onları sunacağım. Ama bu arada Hz. İbrahim’in asıl kimliğinin 4000 yıl önce insanlar tarafından bilinmiyor olduğunu ve O'nun oğlu İsmail’i kurban etmek istemesinin asıl amacından saptırıldığını da belirtmek ve kısaca özetlemek isterim; çünkü bu iki kişilik birbiriyle çok yakın...

Hemen konuya ilişkin İncillerden örnekler sunmaya geçeyim..

- Birgün Hz. İsa’ya bir hasta getirilir. Hz İsa ona, "Kalk, günahların bağışlandı!" der. Yanındakiler, "Günah bağışlamak ancak Allah’a aittir; böyle demekle küfre girdin!" deyince Hz. İsa, "Evet, insanoğlu günah bağışlama yetkisine sahiptir." karşılığını verir (1)

- Hz İsa, Cumartesi günü bir hastayı tedavi edince -Yahudilikte Cumartesi günleri iş yapmak yasak olduğu için- bir grup Yahudi O'na "Sen Hz. Musa’ya inanmaz mısın?" diye itiraz eder. Hz. İsa buna karşı onlara "Bakın, ben bu adamı tedavi ettim; iyileşti. Bu durumda sizden soruyorum: Bu adamı kurtarmak mı daha iyi yoksa 'bugünde çalışmak yasaktır' deyip onu ölüme terketmek mi?" (2) diye sorar ve bu arada heme şunu da ekler: "İnsanoğlu Cumartesi gününün de rabbidir/Allah'ıdır" şeklinde enteresan bir cümle kullanır (3) (O'nun bu sözü İncil’de birkaç yerde tekrarlanmaktadır.) ki, islam felsefesine göre bu ifadeyi kullanmakla insan küfre/inkara girer..

- Yine birgün Yahudilerden bir grup O'na şöyle bir soru sorar: "Farzedelim ki 7 erkek kardeş var ve bunlardan biri bir kadınla evlenir. Günün birinde şayet bu erkek ölse ve bu dul kadın kalan kardeşlerden biriyle evlense ve günün birinde o kardeş de ölse ve bu kadın sırayla hepsiyle evlense.. 7 Kardeş de öldükten sonra kadın da birgün ölse.. Söyle bakalım; bu kadın kıyamet günü hangi kardeşin eşi olacak?" Hz. İsa da "Siz sapıtıyorsunuz! Çünkü bunlar kıyamet gününde evlenmezler; bunlar ancak melekler gibi yaşayacaklar. Şunu iyi bilin ki Allah ölülerin değil yaşayanların Allah'ıdır" şeklinde ilginç bir karşılık verir.(4) Burada çok açık ki, Hz. İsa için dünyadaki hayat önemli; öteki hayatı pek düşündüğü/inandığı söylenemez..

Sanırım İncil’den örneklediğim bu bilgiler bir şeyler ifade ediyor... Kaldı ki "Hz. İsa’nın babası yoktu; sadece annesi Meryem vardı." ve "Allah üfürdü de Meryem hamile kaldı." gibi inançlar İncil’e göre bile yanlıştır. Çünkü İncil’de "Hz. İsa’nın babası vardı ve adı da Yusuf’tu." şeklinde çok net açıklamalar vardır. (5)

Burada kısa bir ara verip Hz. İbrahim’e de biraz değinmek isterim. Kutsal kitaplarda (özellikle Tevrat ve Kuran’da) anlatılır ki Hz İbrahim, oğlu İsmail’i Allah’ın emriyle kurban niyetiyle kesmek istemiş. Evet ben buna inanıyorum; ama çok farklı bir bakış açısıyla...

O zamanlar insanlar, tanrılar adına kurban olarak kesilirdi. Hz. İbrahim bu vahşete son vermek istiyordu. İbrahim, "Bunu kendim kaldırıyorum." deseydi kimse ona inanmazdı; belki de bu O'nun hayatına mâlolurdu. Zaten o günkü sisteme karşı çıktığı için Nemrut gibi yöneticiler tarafından Urfa’da ateşe atıldı. Tanrı sisteminin dışına çıkmadığı halde buna benzer sıkıntılar çekti; direkt karşı çıkmış olsaydı O'nun için daha beter olurdu. (Bu olaya diyalektik mantık çerçevesinde bakmak lazım.)

İşte bu vahşeti inandırıcı bir yöntemle ortadan kaldırmak için oğlu İsmail ile birlikte bir senaryo hazırladı ve etrafa 'tanrı adına oğlunu keseceği' haberini yaydı. Günü gelince İsmail’i yere yatırıp bıçağı boğazına dayadığı sırada Cebrail’in gelerek O'na tanrıdan "İsmail'in yerine hayvan kurban edebileceği" vahyini getirdiğini söyledi. Olay bu şekilde tarihe geçti ve kutsal kitaplarda da yer aldı. (6)

İbrahim’in amacı "Tanrı, insan yerine hayvanları da kurban olarak kabul eder." mesajını vermek ve insan katliamını ortadan kaldırmaktı. Hz. İbrahim burada tanrıyı devreye soktuğu halde bazı insanlar yine insanları kurbat etmeğe devam etti ve bu gelenek Hz. Muhammed zamanına kadar devam edegeldi. İslam tarihinde anlatılır ki bir olay sebebiyle Hz. Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, oğlu Abdullah’ı (Hz. Muhammed’in babası) kesmek ister. Ama kefaret olarak 100 deve verip bundan vazgeçer.

Yineliyorum ki Hz. İbrahim o dönemde tanrıyı devreye sokmasaydı kimse ona inanmayacaktı. Ancak işi tanrıya havale etmesine rağmen insanların tanrılar adına kurban edilmesi işlemi Hz. Muhammed dönemine kadar da devam etti.

Tabulaşmış adetleri bir anda ortadan kaldırmak zordur. Hz. İsa’nın az önceki benzer açıklamalarından hareketle onda Hallac-i Mansur’un "Ene’l hak" felsefesini görüyorum.

Tabii bunu 2000 yıl öncesinde, topluma net olarak anlatmak gerçekçi olamazdı. Ama yine de O'nun ne düşündüğü konusunda İncil’deki bilgiler dikkatle incelenirse asıl amacıyla ilgili net ipuçlarına ulaşılacaktır. Şu da gözden kaçmamalıdır ki, o dönemde mücadelesine katkı sunan sadece annesiyle 'Havari' denilen 12 arkadaşı vardı. Bunlardan Yahuda İskoriyot ispiyonculuk yapıp onu ele verdi ve bu yüzden Hz.İsa çarmıha gerilip feci şekilde infaz edildi. (7)

Aslında bugün Hıristiyanlar ve özellikle de Müslümanlar tarafından inanıldığı biçimiyle Hz. İbrahim ve Hz. İsa’yı inceleyecek olursak onların asıl felsefelerinden uzak kalmış oluruz. Ayrıca böyle bir inanış şeklinde toplumsal faydaya da rastlanmaz. Hz. İsa’nın 20 asır önce "Asıl irade sahibinin insan olduğu" noktasında verdiği mücadeleyi dikkate alırsak 21. asırda O'nu halâ "Allah’ın oğlu" sıfatıyla tanımlıyor olmanın çağdaş dünya insanlığı için büyük bir zaaf ve evrimimizin önündeki ciddi engel olduğunu görürüz.

Ben hem Hz. İsa'yı hem de Hz. İbrahim’i dönemlerinin önemli birer filozofu ve devrimcisi olarak değerlendiriyorum. Hiçbir yere müracaat etmeden sadece kutsal kitaplardaki bilgiler ve dönemin sosyo-kültürel yapısı göz önüne alındığında onların bu unvanı netlik kazanacaktır.

Sonuç olarak belirtmek isterim ki bu uyduruk ve yararsız inançları aşamadığımız, insanın kaderini tayin etme noktasında yetkinin ancak insanda olduğunu kabul etmediğimiz ve her türlü fikri tartışan açık bir toplum haline gelemediğimiz sürece sıkıntılar hep olacaktır. Arif Tekin..


Dipnotlar:

1- Markos İncili, 2/1-12

2- Luka İncili, 6/6-11.

3- Luka incili, 6/5

4- Matta İncili,22/24-33; Luka İncili, 20/27-40.

5- Matta incili, 1/16 ve Luka incili, 3/23.

6- Kur’an’dan Saffat suresi, 101-107.

7- Markos İncili, 14/10 ve devamı...



 
  
Mehmet Kul son Kitapi cikti
 
İşte burada senin reklamin olabilir
 

 
Heute waren schon 32 ziyaretçi (67 klik) hier!